Kategori arşivi: Konuk Yazar

Narsisistik-Kimliksel Travma ve Aktarımı

Réne Roussillon

Narsisistik-Kimliksel Travma ve Aktarımı[1]

Réne Roussillon

Başlıkta öne sürdüğüm meseleyi ele almadan evvel, daha doğrusu bu konuyu “iyi” bir konumda ele alabilmek için iki ön koşulun önceden ele alınmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.

İlki, “sınır hâllerin” veya “narsisistik” aktarımların özgüllüğü konusunun üstü kapalı şekilde barındırdığı tanı konusunu içerir. Herhangi bir aktarımsal konfigürasyonun analiz edilmesi, tarihselliği düzenleyici konuma yerleştiren bir perspektife yer açılması için her tür “yapısal” perspektifin askıya alınmasını içerir. Bu bakış açısıyla, analizde “sınır hâl” birey yoktur, yalnızca yaşanmış geçmişin simgeleştirilmesi çalışmasındaki bazı zorlukların kökeninde birkaç tarihsel konjonktürle karşılaşmış ve bu sebeple de angaje olan bazı dürtüsel, narsisistik veya nesnesel kimi meselelerin öznel sahiplenilmesinde bazı zorluklarla karşılaşmış olan bir birey vardır. Geçmişten sahiplenilmemiş olan şey sebebiyle acı çekeriz, ister “nevrotik”, “psikotik” veya “sınır hâlde” olalım, geçmişin bu kesitlerini simgeleştirerek ve bunları öznel örgütlenmenin dokusu ile bütünleştirerek “iyileşiriz.” “Anılara dalma” sebebiyle acı çeker, hatırlayarak iyileşiriz; tarihsel veya geçmiş ilişkisel konjonktürlerin ruhsallık içinde sabitlenmiş ve kistleşmiş olan özelliklerini yeniden oynayabileceğimizi, başka şekilde tekrar edebileceğimizi hatırlayarak.

Okumaya devam et Narsisistik-Kimliksel Travma ve Aktarımı

Sınır Durumlar İçin İki Paradigma: Melankolik Süreç ve Otistik Süreç

Réne Roussillon

Sınır Durumlar[1] İçin İki Paradigma: Melankolik Süreç ve Otistik Süreç[2]

René Roussillon

Psikopatolojinin sorunlarına farklı yaklaşım yolları bulunur; bu yollar mutlaka zıt, karşıt ya da çelişkili olmak zorunda değildirler, fakat farklı varsayımlara dayanırlar.

İlk klasik yöntem, psikopatolojinin olgularını ve bunların “dışsallıkta” sanki “kendi kendine” mevcutmuş, yani bir bağlamdan ve başka bir bireye yönelik olmalarından bağımsızmış gibi ortaya çıkan ruhsal işleyişlerini betimlemeye çalışır. Psikiyatriyi belirgin olarak niteleyen bu yaklaşımdır ve bu bakış açısına göre geleneksel psikiyatrik sınıflandırma (örneğin H. Ey tipi) ya da çeşitli DSM’ler arasında bir fark yoktur. Psikanalizden doğmuş metapsikolojik bir bakış açısı, yani bireyin çatışmalarını ve paradokslarını referans alan ruhsal işleyişin anlaşılırlığı, ilişkisel ve dürtüsel yaşamının yönetiminde faaliyete geçirdiği savunma mekanizmaları vb. dâhil edilerek bu tanımlama iyileştirilebilir.

Sadece klinik uygulamanın mümkün kıldığı diğer bir yaklaşım ise, psikanalitik durum gibi bir klinisyene hitap eden “yerleşik durum” (D. W. Winnicott, 1945) veya “standart” durum bağlamında bir ruhsal işleyişi tanımlamaktır. 1991[3] yılında psikanalitik teknik ve tertibatın mantığının sınırlarını zorlayan “paradoksal” aktarımsal konjonktürleri tanımlamaya çalıştığım bir kitapta, psikanalizin “sınır durumlarını” betimleyerek yapmaya çalıştığım da buydu. O dönem aktarımsal konjonktürün bir takım özelliklerinin psikanalitik durum üzerindeki etkilerini (bana erken dönem travmatik konjonktürlerle bağlantılı gibi görünen bazı narsisistik ızdırap formlarına özgü etkiler) tanımlamak için bu kavramı önermiştim. Bu durumda genel hipotezim, psikanalitik durumda ortaya çıkan narsisistik ızdırap hallerinin, psikanalitik teknik ve tertibatı alıkoyma riski barındıran paradokslar üretme eğiliminde olduklarıydı.

Okumaya devam et Sınır Durumlar İçin İki Paradigma: Melankolik Süreç ve Otistik Süreç

KADIN/Analiz Korkusu – Jan Abram

KADIN/Analiz Korkusu:

Arzu, Çocuksu Cinsellik ve Ruhsal Sağkalım Üzerine Düşünceler[1]

Jan Abram

… anneyle bağlanmanın bu evresi, histerinin etiyolojisiyle yakından ilişkidir, ki şaşırtıcı değildir bu, zira gerek evre gerekse nevroz feminen karakterdedir ve anneye duyulan bu bağımlılık, ileride görülecek paranoyanın virüsünü kadınlara bulaştırır. (Freud, S. 1931, s.227).

Bu KADIN korkusunun izini kimin öyküsünde sürseniz, bunun aslında bağımlılık gerçeğini kabul etmekten duyulan bir korku olduğu ortaya çıkar. (Winnicott, 1957 s. 125).

 

Giriş

Seanstaki bir sessizlik esnasında, o ana kadar söylediklerimin Lisa’ya hitap edip etmediğinden emin olamıyorken, birden, usulca ve temkinli biçimde şöyle dedi: “Az önce söyledikleriniz… sanırım haklısınız. Daha önce pek böyle düşünmemiştim.” Ne kast ettiğini anlamamıştım. “Bu kadar önemli olan yalnızca gerçekte ne istediğinizi bilmek değil. Yani, tabii, onun da yardımı oluyor da… Ama asıl olan onu elde etmek. Bu beni gerçekten korkutuyor. Gerçekten istediğim şeyi elde etmenin düşüncesi bile beni dehşete düşürmeye yetiyor,” diye sürdürdü sözlerini. O noktada hatırladım: Lisa’nın “her şeye sahip olmakla” ilgili ketlenmelerine yönelik bir yorum yapmıştım. Yine biraz sessiz kaldıktan sonra Lisa “Ve sanırım, ne kadar istesem de sizden beşinci seansı isteyemememin sebebi de bu. Üçüncü ve dördüncü seansları isterken böyle olmamıştı ama bu defa nedense çok korkuyorum.” Ardından gelen sessizlikte, yıllar önceki ilk görüşmemize döndüğümü, Lisa’nın o dönem psikanalizle ilgili kaygıları üzerine düşünmeye başladığımı fark ettim.

Okumaya devam et KADIN/Analiz Korkusu – Jan Abram