Baba İşlevine Bakış

Fulya Algın Tokmak *
Bu makalede babanın psikanalitik kuramda nasıl bir yere sahip olduğunu farklı açılardan gözden geçirmek isterim.
Tarihsel bir bakış:
İlk psikanalitik açıklamalarda Freud, Ferenczi ve Abraham’ın kuramlarında hadım edilme endişesi ruhsal gelişimin belirleyicisi olarak ifade bulmuştur. Psikanalitik kuramın merkezinde Oidipal dinamikler perspektifinde baba yer alır. Oidipal çatışmanın yaşandığı bu nesne, çocuğun zihninde güçlü, otoriter ve cezalandırıcı olabilecek bir baba figürünü temsil eder. Psikanalitik kuramın temelinde baba bu kadar önemli bir yer bulmasına rağmen sonraları nesne ilişkileri kuramcılarının ön planda anne-çocuk ilişkisine eğildiğini, Klein ve Mahler gibi kuramcıların anne-çocuk, beslenme, haset gibi kavramlara değindiklerini görürüz. 1960’lardan itibaren ise Bion, Winnicott ve Bowlby gibi kuramcılarla beraber erken dönem anne-çocuk ilişkisi ve bağlanma kuramı merkeze oturur. Kısaca 1970’lere gelene kadar babanın ve baba-çocuk ilişkisinin psikanaliz yazınında geri planda kaldığını görürüz. Lansky (1992) babalık üzerine çalışmaların noksan olmasını, anneyle olan ilişki ile baba ile olan ilişkinin simetrik olmayışına bağlamıştır. Anneliğin, yeni doğan bebeğin biyolojik yetersizliği ve anneye bağımlılığı ile tezahür ettiğini, babalığın ise daha çok kültüre ve annenin babayla ilişkisine bağlı ortaya çıktığını ifade eder (Lansky, 1992). Annenin rolüne verilen bu önemin ardından psikanalitik kuramda babanın belirgin biçimde yeniden ortaya çıkışı ve babanın rolünün vurgulanması (“Babanın Adı” ile) Lacan’ın etkisi ile olmuştur (Etchegoyen, 2002).
Kuramsal bir bakış:
Psikanalitik kuramda babalığa üç başlık altında değinilir. Bunlar Oidipus sürecinin içindeki babanın rolü; intrapsişik bir yapı olarak baba (içsel baba) ve çocuğun gelişiminde babanın rolüdür (Etchegoyen, 2002; Target & Fonagy, 2002).
Freud’un kuramında Oidipus evresi çevresinde ele alınan babanın, çocuğun gelişimindeki erken evrelerdeki rolünün ne olduğu belirgin değildir. Çağdaş psikanalitik literatür ise, psikanalizin ilk yıllarındaki bu yaklaşımın tersine, babanın çocuğun ruhsallığının inşasında çok daha fazla yer aldığını söyler. Freud, ön planda babanın üçgen oluşturmada taşıdığı önemi vurgulamıştır (Freud, 1923). Daha sonra ortaya çıkan kuramlarda ise babanın varlığı çocuğun gelişimi boyunca tekrarlanan, anne ve baba ile yaşanan progresif ve regresif hareketler içeren bir süreç olarak ele alınmıştır (Özdağlar, 2012). Freud’un (1923) kuramında baba figürü, ensest yasağını tesis ederek anne ile çocuğun var olan sembiyozuna son veren ve bebeğin topluma, dış dünyaya açılmasını üstlenen unsur olarak mevcuttur. Freud (1923) babanın bu önemli işlevi sayesinde sınırsız narsisizmin yeniden dirilişi gibi bir şeyi amaçlayabilecek okyanusvari duygunun önünün alındığından bahseder. Bu noktada baba, çocuk için dürtü kontrolünü sağlayıp simgesel düzene geçişi tamamına erdirme rolünü üstlenerek üstbenliğin gelişmesine, vicdan duygusunun ortaya çıkışına aracılık eder (Freud, 1930).
Burlingham (1973) “Oidipal Öncesi Bebek-Baba İlişkisi” adlı makalesinde Freud’un metinlerinde ön planda Oidipal baba olsa da arka plandaki babaya ait ifadelerini, çeşitli makalelerinden alıntılar yaparak, şu şekilde sıralar: sevgi, hayranlık ve özdeşleşme nesnesi olarak baba, bedensel bakım veren baba, güçlü ve hatta tümgüçlü baba, büyük adam olarak baba, teskin edici bir koruyucu olarak baba, tehditkâr bir iğdişçi ve çocuğun otoerotik faaliyetleri ve nesne yönelimli Oidipal arzularına karşı ketleyici bir otorite ve son olarak bağımsızlığa erişmeden önce aşılması gereken otorite figürü olarak baba.
Klein’ın (1930) kuramında babanın çeşitli görünümleri mevcuttur: Annenin içinde bir penis olarak, birleşik ebeveyn figüründeki nesne olarak, erken Oidipus sürecindeki çeşitliliğe yer açan figür olarak. Klein (1930), Oidipus karmaşasının yaşamın ilk senesinde başladığını, anne memesiyle olan ilişkiyi Oidipus gelişiminin başlangıcına koyduğunu söyler ve bu noktadan itibaren anne memesine bağlı olan bebeğin babayı -öteki nesne olarak- nasıl iç dünyasına dâhil ettiğini inceler. Freud (1923), küçük kız için penis yokluğunun keşfinin anneden babaya yönelmeye sebep olduğunu söylerken, Klein (1930) bu keşfin babaya yönelme için bir takviye olarak işlediğini ve babaya yönelmenin en temel sebebinin memeden yoksun kalmak olduğunu söyler. Babanın penisinin oral doyum için alternatif bir kısmi nesne olduğunu ifade eder (Klein, 1945). Klein’a (1945) göre bebek ebeveynlerinin birbirleriyle ilişkide olduğunu erken kısmi nesne döneminde dahi hisseder. Klein (1928) için üstbenlik, Oidipus karmaşasının çözülmesi ile değil karmaşanın başladığı yerde yeşermektedir. Klein’a (1945) göre başlangıçta kısmi nesne olarak algılanan babanın bütün bir nesne olarak algılanabilmesi, anne-babanın ilk sahne içindeki üretken alışverişinin kabulü ve Oidipus karmaşasının çözümlenmesi ile mümkün olabilir.
Winnicott (1957) için erken çocukluk döneminde babanın rolü, anneye birincil annelik meşguliyeti içindeyken destek olmaktır. Winnicott (1957) için ‘yeterince iyi annelik’ kavramı babayı da kapsar ancak bu noktada babanın varlığı çocuğa yönelik bakımın içindeki konumlanışı ile annesel bir öğe olarak mevcuttur. Erken dönemdeki baba, en başından itibaren anne-çocuk çiftini koruyan, kollayan, bir arada tutan, yeri geldiğinde anne yerine bakım veren, yapıyı bütünleştiren figürdür (Winnicott, 1957). Bu noktada Freud’un ‘baba’sı düşlemsel, bilinçdışındaki baba iken Winnicott’ın yaklaşımında gerçek babadan söz edilebilir (Habip, 2012).
Winnicott (1960) iyi bilinen cümlesinde anne ile bakmakta olduğu bebeğin yoğun etkileşimli ortak yaşamına gönderme yaparak ‘bebek diye bir şey yoktur’ der. Green (1975) ise, çocuğun anne ile baba birliğinin temsilcisi olduğunu, ‘baba yoksa anne ile bebeğin oluşturduğu bir çift de yoktur’ diye ekleme yapar. Babanın bu ilişkide gaip olduğunu, ancak gaip olmanın var olmamak anlamına gelmediğini ifade eder (Green, 1975).
Green (2004), kadının yaşamında annelik ile kadınsılık arasındaki çatışmadan bahsederken, annenin bebeğine bakım verirken eşini düşünmesi ile anlık bile olsa çocuğundan uzaklaşmış olduğunu söyler. Bu uzaklaşma anının çocuk açısından nesnenin ötekisini yaratarak onda bu üçüncüye dair varsanı ve düşlem etkinliğine yol açtığını, böylelikle üçüncü unsurun baba kişisi ile sınırlı olmayıp simgesel de olduğu açıklamasını getirir (Green, 2004).
Baba olgusu üzerine yazan önemli kişilerden biri olarak Lacan (1949), gelişimsel olarak değil dilin gelişimine dayanarak, yapısal bir modelle babalığı ele almaktadır. Anne-çocuk birlikteliğinin kırılmasında babanın oynadığı rol, dil sistemine geçişi sağlar. Bu sayede de çocuk nesne halini alır ve kültüre girişi sağlanır. Sembolik kastrasyon “Babanın Yasası”nı oluşturur. “Babanın Yasası’’nın ayırdına varılması gerçekte babanın varlığına bağlı değildir. Annenin kendi sembolik babasıyla ilişkisi ve çocuğun gerçek babasıyla olan ilişkisini yönlendiriş biçimi belirleyici olabilir (Lacan, 1949). Baba simgesel düzene açılan kapıdır ancak esas rolü anne oynar. Babayı çocuğun simgesel düzenine sokan annedir. Bunu yapabilmesi için kendi simgesel düzeninde babaya bir rol vermelidir. Erkeğin babalık işlevini yerine getirebilmesi ancak annenin onu düşünmesi, arzu nesnesi olarak düşlemesi ile olur. Lacan’ın (1949) deyimi ile anne babanın adını söyler ve çocuk bu yolla dile ve dolayısıyla toplumsal düzene, kültüre açılır. Çünkü babanın adını koyan annedir. Çocuk ile kendi arasında bir üçüncü olarak babayı adlandırır (Abreyeva, 2000; Parman, 2001).
Fain ve Braunschewing (1971), Oidipus üçgenleşmesinin bebeklikten itibaren kurulduğunu, anne–bebek çiftine babanın baştan beri dâhil olduğunu ifade ederler. Bu noktada “aşığın sansürü” kavramını sunarlar. Bu kavram, annenin çocuğuna bedensel bakım sunarken düşlemsel dünyasında kendi aşk yaşamına dönmesi ve çocukla arasına belli bir mesafe koyması anlamına gelir. Aşık annenin sansürü Fain’e göre Oidipus’un düzenlenebilmesi için sağlanacak ilk temeli oluşturur (Erdem, 2012).
Penot (2014), babaya bir aktarımın olabilmesi için iki koşuldan bahseder. Bunlardan ilki, çocukta kendisine yönelik bir yatırım yaratma yeteneğine sahip bir babadır. Diğeri ise, üçüncü kişi olarak babanın kendisine olan yatırımına bağlı olarak bu ilişkiyi kolaylaştıran bir annenin varlığıdır (Penot, 2014).
Mahler’e (1955) göre ayrılma bireyselleşme dönemine girilmesi ile çocuğun anneye fiziksel bağımlılığı biyolojik gelişimine uygun olarak giderek azalmaktadır. Bu noktada baba ayrılma ve bireyselleşmeyi kolaylaştırıcı bir faktördür çünkü henüz Oidipal kaygılar uyandıracak noktada yer almamaktadır. Mahler’e (1955) göre baba “kirlenmemiş bir nesne’’dir. Anne ile olan füzyonel ilişkiden babayla olan ilişkiye yavaş yavaş geçilir. Baba çocuğun anne merkezli sembiyotik yörüngenin merkez-çek gücüne karşı korunması bakımından işlevseldir (Mahler & Gosliner, 1955; Parman, 2002).
Jan Abram (2019), anne-bebeğin ikili ilişki içinde olduğu ve babanın ancak belirli bir noktada bu ikilinin yanına geldiği fikrine karşıdır. Baştan beri üçgen bir ilişki olduğunu ancak bu üçgen ilişkinin tanımının netleştirilmesi gerektiğini ifade eder. Annenin birincil annelik meşguliyeti halinde ve olağan biçimde bebeğine adanmış olduğu zaman boyunca babanın imgesinin yenidoğana ruhsal olarak aktarıldığını ifade eder. Bunun annenin babayla ruhsal açıdan angaje olduğu durumda gerçekleşebileceğini ifade eder. Annenin baba imagosunu pekiştiren “gerçek yeterince iyi baba” nın üçüncü olduğunu ve annenin bebeğine yönelik olağan adanmışlık yetisini kolaylaştırdığını söyler. Daha sonra bebek geliştikçe, babanın anneyle bebek arasındaki yakın ilişkiyi ayırması gerektiğinde işlevinin değişmesi gerektiğini ve anne-bebek arasındaki kaynaşmanın ayrılmasının sonraki babalık işlevi olduğunu da ekler (Abram, 2019).
Birksted-Breen (1996), fallus ile bağ kurma zihinsel işlevi ve yapılandırıcı işlevleri temsil eden penis arasında bir ayrım yapar. Burada penisi organ olan penisten ve fallustan ayırt edebilmek için “bir bağ olarak penis” olarak isimlendirir. Bu noktada bir bağ olarak penis, anne ile baba arasında, erkek ile kadın arasında bağ kurar ve tam bir Oidipal yapıya işaret eden eril yapılandırıcı bir işlevi yerine getirir. Öte yanda fallus ise tümgüçlü, hiçbir eksiği yokmuş gibi hissedilen düşlem nesnesidir. Eril yapılandırıcı işlev ile gerçek babadan daha ötesini kastettiğini, annenin annelik işlevinin yanı sıra biseksüel zihinsel işlevinin bu eril yapılandırıcı işlevi kapsadığını belirtir (Birksted-Breen, 1996).
Psikanalitik kuramın geneline bakıldığında, gerçek bir babanın fiziksel ve duygusal yokluğuna rağmen, baba imagosu her zaman bir içsel resim ya da tasarım olarak vardır ve baba iç dünyada bir nesne olarak var olur (Etchegoyen, 2002).
Penot (2001), babalık işlevinin cinsiyete bağlı bir işlev olup olmadığını sorar ve bu soru ile babalık işlevinin daha net bir tanımını yapmaya çalışır. Klinik deneyimlerinden yola çıkan Penot (2001), belirli sayıda olguda çocuğa karşı babalık rolü oynayan ile dölleyen erkek işlevinin birbirinden ayrıldığını belirtir. Bu şekilde döllenme işlevinden ayrılan ya da iç içe geçen babalık işlevini bir tür toplumsal-simgesel işlev olarak tanımlar. Ancak babalık işlevinin karmaşık bir işlev olduğunu söyler ve Lacan’dan yola çıkarak bunu etkin olduğu çeşitli düzlemlerde (gerçek, imgesel ve simgesel) inceler. Simgesel babanın baba ya da annenin ailesinden bir ata olduğunu ve aslında bir kimliğin kaynağını gösterdiğini söyler. İmgesel babanın ise, herkesin düşlemlerinde ortaya çıkan, iyilik ve güvenlik sağladığı varsayılan az ya da çok idealize edilmiş bir tasarım olduğunu belirtir. Gerçek babanın ise fiziksel boyutta müdahale biçimiyle kendini gösteren yani anne ve çocuk arasındaki ayrımı sağlayan kişi olduğunu söyler (Penot, 2001).
Maiello (2007), babasal işlevi tarif ederken doğru duygusal mesafeyi ayarlayabilmek, sınırları kabul etmek, ‘ben’ ve ‘ben olmayan’ arasında ayrım yapma yeteneğine sahip olabilmek gibi amaçları olan ayrıştırıcı işlevleri betimler ve bu ayırıcının anneden anatomik bir farkı olmasını şart koşmaz. Önemli olanın toplumsal cinsiyet değil üçüncü bir tarafın (anne ve bebekten) ayrı oluşu olduğunu öne sürer. Babalık işlevinin görevinin yoklukla hesaplaşmak ve ondan kaynaklanan hayal kırıklıklarına tahammül etme kapasitesiyle ilgili olduğunu ifade eder. Bu işlev, dışlanma duygularına katlanma, bilmemeye tahammül etme, üçüncü konum olan ötekilik yeteneğinin geliştirilmesini gerektirir (Maiello, 2007).
Eagle ve Davis (2013), psikanalitik literatürde babasal işlevin farklı yüzleri ile karşılaşıldığını söylerler. Babasal işlevin psikanalitik yazındaki kuramsal tartışmalarının görece dağınık ve netlikten uzak olduğunu belirtirler. Farklı yazarların, nispeten farklı boyutlar tanımladığını, babasal işlevin tek bir eylem olmayıp veya tek bir şeye atıfta bulunmayıp, birbiriyle ilişkili bir dizi işlev ve boyuttan oluştuğunu savunurlar. Babasal işleve atıfta bulunan psikanalitik yazını incelediklerinde, babasal işlev gösteren kişinin ne kadar birbiri ile ilişki içinde olsa da birbirinden ayrı en az dört boyutunu tespit etmişlerdir. Bunların ruhsallığın sağlıklı gelişiminde kritik öneme sahip olduğunu ifade ederler (Eagle & Davis, 2013).
Babasal işleve ait bu dört boyutu gözden geçirecek olursam;
-Ayıran üçüncü olan boyutu: Tarihsel olarak en yaygın kabul gören babasal işlev anlayışı, bu işlevin erken dönem bebek-anne füzyonel ilişkisinden ayrılmayı kolaylaştırmasıdır.
– Zihinsel yapı ve düşünme kapasitesini kolaylaştırıcı olan boyutu: Bu düşünce ve simgeleştirmenin gelişimi için gerekli koşulları yaratmadaki hayati roldür.
-Duygulanım (özellikle de saldırganlık) yönetimini kolaylaştırıcı boyutu: Bu noktada annesel rol belirgin olarak tarif edilmiştir. Bion’un (1970) kapsayan-kapsanan modeli ve alfa işlevi annesel olarak ön cephede yer alırken, babanın da mahrumiyete tahammül etme ve güçlü duygulanımı yönetme kapasitesini vurgular.
-Ruhsal güvenlik temin edici boyutu: Babasal nesne çocuğun anneye karşı olumsuz duygulanım yatkınlıklarını toplayan bir kap görevi görerek bebeğin dünyasını istikrarlı ve güvenli tutan bir unsur olarak ele alınmıştır.
Sonuç olarak, tüm bu boyutları kapsayan babasal işlevin, bu işlevi gösteren kişinin toplumsal veya biyolojik cinsiyetinden ziyade gelişen ruhsallığa neler sunduğu üzerinden daha net anlaşılabileceğini ve pek çok durumda önemli olanın işlevi gösteren kişinin erkeksiliği ya da erkek cinsel organı taşımasındansa “üçüncü nesne oluşu” ve “anne olmayış”ı olduğunu görürüz. Babasal işlevlerin cinsiyetsiz bir üçüncü tarafından da büyük oranda yerine getirilebileceğini varsayabiliriz. Bu bağlamda Eagle ve Davis (2013), psikanaliz yazınında “babasal işlev” olarak yer alan terimin yerine “üçgensel işlev” veya “anne-olmayan işlevi” terimlerinin kullanımının daha uygun olabileceğini ifade etmişlerdir.
Abram, J. (2019). Bir Düşünce Bir Usta Konferansı, İstanbul.
Abrevaya, E. (2000). Babanın adı ve cinsellik. Aynadan Ötekine: Çocuk Öznelliğinin Oluşumu Üzerine Bir Çalışma içinde, (s.83-102). İstanbul: Bağlam Yayınları.
Birksted-Breen, D. (1996). Phallus, penis and mental space. International Journal of Psychoanalysis, 77, 649-657.
Bion, W. R. (1970) 7. Container and Contained. Attention and Interpretation: A Scientific Approach to Insight in Psycho-Analysis and Groups 2:72-82
Burlingham, D. (1973). The preoedipal infant-father relationship. The Psychoanalytic Study of the Child, 28, 23-47.
Davies, N., Eagle, G. (2013). Conceptualizing the paternal function: Maleness, masculinity or thirdness? Contemporary Psychoanalysis, 49(4), 559-585.
Erdem, N. (2012). Freud’un kuramında baba işlevi. I. Ertüzün (Haz.). Baba İşlevi içinde,s.15-22. İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Etchegoyen, A. (2002). Psychoanalytic ideas about fathers. S. Budd (Haz.). The Importance of Fathers: A Psychoanalytic Re-evaluation içinde, s.36-52. New York, NY: Brunner-Routledge.
Fain, M. (1971). Prelude a la vie fantasmatique. Revue française de psychanalyse 35:291-364
Freud, S. (1923). The infantile genital organisation. J. Strachey (Haz.). The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud, Vol: XIX içinde, s. 141-145.
Freud, S. (1999a). Uygarlığın huzursuzluğu. Çev. H. Barışcan. s.25-33 İstanbul: Metis Yayınları. (Özgün eser 1930 tarihlidir).
Freud, S. (1999b). Uygarlık, din ve toplum. S. Budak (Çev). s.317-318. Ankara: Öteki Yayınevi (Özgün eser 1930 tarihlidir).
Green, A. (2004). Thirdness and psychoanalytic concepts. The Psychoanalytic Quarterly, 73(1), 99-135.
Green, A. (1975). The Analyst, Symbolization and Absence in the Analytic Setting (On Changes in Analytic Practice and Analytic Experience)—In Memory of D. W. Winnicott. International Journal of Psycho-Analysis, 56:1-22
Habip, B. (2012). Kulisteki baba: Winnicott ve yapıtı. I. Ertüzün (Haz.). Baba İşlevi içinde, s.31-37. İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Klein, M. (2008a). Erken kaygıların ışığında Oidipus Karmaşası. (M. Tanık, Çev.). Sevgi, Suçluluk ve Onarım içinde, s.279-316. İstanbul: Kanat Yayınları. (Özgün eser 1945 tarihlidir).
Klein, M. (2008b). Benlik gelişiminde sembol oluşumunun önemi. (Z. Koçak, Çev.). Sevgi, Suçluluk ve Onarım içinde,s.167-176. İstanbul: Kanat Yayınları. (Özgün eser 1930 tarihlidir).
Klein, M. (2008c). Oidipus çatışmasının erken dönemleri. (İ. Anlı, Çev.). Sevgi, Suçluluk ve Onarım içinde, s.143-151. İstanbul: Kanat Yayınları. (Özgün eser 1928 tarihlidir).
Lacan, J. (1949). The mirror stage as formative of the functions of the I as revealed in psychoanalytic theory. (A.Sheridan, Çev.). London: Tavistock, 1977; New York: W.W. Norton & Co., 1977: 1-7
Lansky, M. R. (1992). Symptom, system and personality in fathers who fail. Fathers Who Fail: Shame and Psychopathology in the Family System içinde, s.3-13. Hilsdale, NJ: The Analytic Press.
Mahler, M. S., Gosliner, B. J. (1955). On symbiotic child psychosis—Genetic, dynamic and restitutive aspects. The Psychoanalytic Study of the Child, 10, 195-212.
Maiello, S. (2007). Containment and differentiation: Notes on the observer’s maternal and paternal function. Infant Observation, 10 (1), 41-49.
Özdağlar, A. (2012). “Çocukluk çağında baba tarafından korunma ihtiyacının şiddetine benzer şiddette başka bir ihtiyaç tespit edemiyorum”. I. Ertüzün (Haz.). Baba İşlevi içinde, (s.131-142). İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Parman, T. (2001). Babalar, mahrem yabancılar. Psikanaliz Yazıları 3: Yalnızlık içinde,s.79-84. İstanbul: Bağlam Yayınları.
Parman, T. (2002). Erkek olmak ya da üçün üçü olmak. Psikanaliz Yazıları 5: Erkeksilik içinde, s.27-38. İstanbul: Bağlam Yayınları.
Penot, B. (2001). Bir psikanalistin bugün babalık işlevi üzerine söyleyeceği ne olabilir? (T. Parman, Çev.). Psikanaliz Yazıları 3: Yalnızlık içinde, s.71-78. İstanbul: Bağlam Yayınları.
Penot, B. (2014). Babalık işlevi ve erkeksilik. (P. Akgün, Çev.). Psikanaliz Buluşmaları 11: Kadınlar ve Erkekler içinde, s.59-67. İstanbul: Bağlam Yayınları.
Target, M., Fonagy, P. (2002). Fathers in modern psychoanalysis and in society: The role of the father and child development. S. Budd (Haz.). The Importance of Fathers: A Psychoanalytic Re-evaluation içinde, (s.41-60). New York, NY:Brunner-Routledge.
Winnicott, D. (2014). Çocuk, aile ve dış dünya. (Çev. N. Nirven, N. Diner). İstanbul: Pinhan Yayınları. (Özgün eser 1957 tarihlidir).
Winnicott, D. (1960). The Theory of the Parent-Infant Relationship. International Journal of Psycho-Analysis, (41):585-595
* Fulya Algın Tokmak. Psikiyatrist, Psikanalist. Uluslararası Psikanaliz Birliği(IPA)’nin doğrudan üyesi ve Psike İstanbul üyesidir. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi mezunudur. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Psikiyatri ihtisasını tamamlamıştır. Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Psikiyatri Uzmanı olarak görev yapmıştır. Halen İstanbul’da serbest çalışmaktadır.
Bir yanıt yazın