Tartışma

Melis Tanık Sivri

Melis Tanık Sivri

Tartışmama, Yeşim Korkut’a konu üzerine kapsamlı kuramsal bir çalışma ve kendi pratiğinden bir kesiti aktardığı zihin açıcı sunumu için teşekkür ederek başlamak istiyorum. 

Kısaca özetleyecek olursam, Yeşim Korkut sunumunda Freud’un üstbenlik kuramının zaman içindeki değişiminden, benlik ideali kavramından, Klein’ın üstbenlik kavramlaştırmasından ve Britanya Psikanaliz Cemiyeti başkanı Vic Sedlak’ın normal ve patolojik üstbenlik ayrımlaştırmasından bahsetti. Korkut ayrıca psikanalistin üstbenlik yapılanmasının analiz pratiği üzerindeki etkisini aktarım-karşıaktarım süreçleri açısından inceledi ve enstitülerdeki farklı eğitim modellerinin geleceğin müstakbel psikanalistleri olan adaylara ilettiklerini süpervizyon ilişkisi ve özdeşleşim süreçleri üzerinden ele aldı. Üstbenlik üzerine Türkçe çağdaş kaynaklara ulaşmak isteyenler Uluslararası Psikanaliz Yıllığının “Toplumsal Acı/Toplumsalın Acısı” sayısı (2021) ile Psikanalizin Dili dergisinin “100. Yılında Benlik ve Altbenlik, 100. Yaşında Türkiye” sayısına başvurabilirler. 

 

Yeşim Korkut’un sunumu psikanalistin üstbenlik yapılanmasının ve psikanaliz formasyonunun etik bir psikanaliz pratiği üzerindeki etkisine dair pek çok soruyu akla getiriyor. Ben bana ayrılan sürede bazı noktaları örneklerle ve sorularla açmaya çalışacağım1. 2005 yılında derneğimizin Uluslararası Psikanaliz Birliği (IPA) Sponsoring Komitesi üyelerinden İsviçreli psikanalist Betty Denzler “Psikanalizde ve Psikanalitik Psikoterapide Analitik Çerçeve” başlıklı bir sunum yapmıştı. Denzler sunumunda psikanalitik çerçevenin psikanalizin etiği olduğunu ve psikanalistin görevinin çerçevenin sınırlarını korumak ve analizin etik bir biçimde yürütülmesini sağlamak olduğunu ileri sürmüştü.   

Bilindiği gibi, José Bleger (1967) psikanalitik süreçte devreye giren iki çerçeveden bahseder: Bunlardan ilki psikanalistin hastaya sunduğu ve üzerinde mutabık kalınan çerçevedir ki bu çerçeve iki tarafın da tabi olduğu bir üçüncüye gönderme yapar, psikanalistin analiz ve süpervizyon süreçleri yardımıyla içselleştirmiş olduğu görünür çerçevesidir bu; diğeri ise analizanın analiz sürecine getirdiği kendi içsel bilinçdışı çerçevesidir. Bleger’in tanımladığı bu iki çerçeveye ek olarak bir üçüncü çerçeveden, psikanalistin analiz sürecine getirdiği dinamik, kendi bilinçdışı çerçevesinden söz etmek mümkün müdür? Bu çerçevenin psikanalistin kör noktalarının yanı sıra karşıaktarım tepkileriyle, üstbenlik yapılanmasıyla, benlik idealiyle, Sedlak’ın kaygı durumlarında ortaya çıktığını ileri sürdüğü üstbenlik salınımlarıyla şekillendiği düşünülebilir mi? Psikanalistin bilinçdışı çerçevesi kuşkusuz zaman zaman işleri daha karmaşık hale getirecek ve onun hastaya sunduğu psikanalitik çerçeveyi kurmasında ve korumasında bazı zorluklara yol açacaktır. Bu bilinçdışı çerçeve, aktarım-karşıaktarım döngülerinde yükselen gerilim karşısında psikanalistin müdahalelerini ve etik ikilemlerle başa çıkma yollarını belirleyen bir etken olarak da karşımıza çıkacaktır.  

Yeşim Korkut’un sunduğu ve aktarım-karşıaktarım sürecinde yükselen gerilimin çerçeve üzerindeki etkisine bir örnek olarak kabul edilebilecek klinik kesite geri dönecek olursak, psikanalist hastanın kendi içsel çerçevesini empoze etme çabalarına ve analitik çerçeveyi sarsma girişimlerine karşı engelleyici ya da cezalandırıcı daha katı bir üstbenlik konumundan müdahale etmek yerine, hastanın öfke dalgası karşısında olumsuz kapasitesiyle, yani belirsizliğe tahammül etme yetisiyle kendisini reverie‘ye bırakmış ve hastanın ruhsallığına temas edecek şekilde onun eyleme dökmesini anlamlandırıp yorumlamıştır. Irma Brenman Pick’in (1985) söylediği gibi gerçekten derin bir yorumlama “psikanalistin yorumlama eylemi sırasında süreci ne ölçüde içsel olarak derinlemesine çalıştığına” bağlı değil midir? 

Analiz sürecinde ortaya çıkan ve düşünmeye pek de yer bırakmayan bu gerilimli anlar, ruhsallıkta kapsanamayan yoğun duygulanımların yarattığı kontrol kaybıyla, Sedlak’ın tarif ettiği gibi psikanalistlerin zaman zaman daha katı ve suçlayıcı bir yere ya da suçluluk duyguları ve mazoşist nitelikli bir karşıaktarım tepkisiyle sınırların analizin hizmetinde olmayacak şekilde esnetildiği bir konuma doğru savrulmalarına neden olabilir. Bu noktada, Sedlak’ın ayrımlaştırmasının; üstbenlik salınımlarının, suçluluk duygularının ve mazoşizmin etik bir psikanaliz pratiği ve öğrenme süreci üzerindeki etkisini anlamamıza katkıda bulunduğunu ancak biraz eksik kaldığını düşündüğümü ifade etmeliyim. Sedlak’ın (2019) Psikanalistin Üstbenlikleri, Benlik İdealleri ve Kör Noktaları kitabıyla aynı yıl yayımlanan ve Celia Harding’in (2019) derlediği Üstbenliğin İnceden İnceye İncelenmesi: Psikanalitik Mikroskop Altında Ahlaki Değerler adlı kitapta da farklı yazarlar, bu ayrımlaştırmaya psikanaliz pratiği ve formasyonu açısından benzer bir şekilde değiniyor. Ancak, dikkat çeken şey, bu ilkel üstbenliğin sadece katı ve zalim tarafına ya da suçluluk duyguları ve mazoşizmle sınırları esneten tarafına vurgu yapılmış olması. Üstbenliğin sapkın yönlerinden ya da sapkın bir üstbenlikten (de Masi, 2021) bahsedilmiyor. Sapkın bir üstbenlik, çoğu zaman cinsellik bağlamında sapkın davranışları ya da etik ikilemler söz konusu olduğunda psikanalist ve analizan arasındaki cinsel istismarı akla getiriyor ki Glen Gabbard’ın bu konuyu ele aldığı yazılarından biri müfredatta yer alıyor, o yüzden ayrıntıya girmeyeceğim. Halbuki çerçeveye yönelik sapkın talepler bununla sınırlı değildir. Kişinin ruhsallığının analiz edilmemiş tümgüçlü tarafıyla, çözülmemiş birincil narsisizmiyle bağlantılı olarak ortaya çıkan kural tanımazlığı kastediyorum. Kural tanımazlık bazı hastalarla çok sık rastladığımız masum gibi görünen taleplerle bile seansların içine sızmayı başarabilir ve psikanalistin kural tanımaz bir işbirliği içine girmesine neden olabilir. Bu gibi vakalarla çalışırken, analiz, süpervizyon, konsültasyon ve intervizyon çalışmalarının önemi tartışılmaz. Buradan, mesleki kimliğimizin gelişimi ve etik bir psikanaliz pratiğini içselleştirmemizin en önemli parçalarından biri olan süpervizyon süreçlerinin üstbenlik konumlarıyla ilişkisi üzerine birkaç şey söylemek istiyorum. 

Psikanalist adayının “mesleki kimliğinin” tohumlarının atılmaya başladığı dönemdeki ilk süpervizörlerinin psikanalist adayının formasyon sürecinde ilerlemesine yatırımı olan ve bunun için psikanalist adayını zorlamadan alan açan, ama aynı zamanda yeri geldiğinde uygun şekilde sınır koyarak onu koruyan yani “normal üstbenlik” konumundan ilişkilenen rol modelleri ve özdeşleşim figürleri olmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ancak kişinin mesleki kimliğinin gelişimine, kendi analitik dilini, kendi analitik çerçevesini oluşturmasına, “üstbenlik işlevinin olgunlaşmaya devam etmesine”, yaratıcı ve üretken bir mesleki yaşamı olmasına “taklitten özdeşleşim ve içselleştirmeye doğru giden” süreçlerin yanı sıra psikanalize, psikanalitik kurumlara ve özdeşleşim figürlerine yönelik geliştirmiş olduğu idealleştirmenin kırılması ve özdeşleşimden uzaklaşma süreçleri de katkıda bulunmaz mı? Çözülmemiş narsisizmin ve idealleştirmenin olgun bir üstbenliği içeren bir mesleki kimliğinin oluşumundaki engelleyici etkisi Yeşim Korkut’un metninde de örneklerle ayrıntılandırılıyor. 

Son olarak, Nilüfer Erdem’in de açılış konuşmasında belirttiği gibi analiz formasyonuna uzaktan analiz, süpervizyon ve seminerleri dahil etme olasılığı, yani psikanalitik çerçevede önerilen bu değişiklik bizi sadece teknik değil etik ikilemlerle de karşı karşıya bırakacak gibi görünüyor. Bir örnek vermem gerekirse, analize uygun her hasta nasıl kontrol vakası olmaya uygun değilse, her kontrol vakası da uzaktan analize uygun olmayabilir. Bu durum, şimdilerde çok sık gündemde olan psikanalist adayının ya da hastasının göç etmesi durumunda psikanalist adayı ve süpervizörü içinden çıkılması zor bir etik ikilemin içine sokabilir. Psikanalist adayının ilerlemesine yapılan yatırımla hastanın yararına olacak çalışma biçiminin çatıştığı durumları kastediyorum.  

2023 yazında IPA kongresinde katıldığım Eğitim Komitesi toplantısında derneğimizi denetleyen eski komite üyelerinden İsrailli psikanalist Mira Erlich-Ginor (kişisel iletişim), Çin’deki psikanalist adaylarıyla katıldığı bir toplantıda, psikanalist adaylarından birinin psikanalistiyle hayatında hiç aynı odada bulunmadığını söylediğini anlattı. Yani, dedi, Mira Erlich-Ginor, uzaktan analizin yaygınlaşmasıyla bir süre sonra dünyanın farklı bölgelerinden gelen bir grup psikanalist olarak psikanaliz dediğimizde aslında birbirinden çok farklı iki psikanalizden mi bahsediyor olacağız? Sunumuma Mira Erlich-Ginor’un söylediklerinin bana düşündürdüğü şu soruyla son vereyim: “Psikanalizin özünü korumak da psikanalist ve psikanalist adayları olarak bizim etik sorumluluklarımızdan biri değil midir ve bu bağlamda, IPA’nın formasyona dair önerilerini nasıl değerlendirebiliriz?”  

Yeşim Korkut’a bu önemli meseleleri birlikte tartışma fırsatını sağlayan kapsamlı metni için, sizlere de beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.   

Not: Bu makale Yeşim Korkut’un makalesinin tartışmasıdır.

Kaynakça 

Bleger, J. (1967). “Psycho-analysis of the psycho-analytic frame”. The International Journal of Psychoanalysis, 48 (4), 511-519.  

Denzler, B. (2005). “The analytic setting in psychoanalysis and psychoanalytic psychotherapy”. Adaylar toplantısı. İstanbul.  

de Masi, F. (2021). “Sapkın ve psikotik üstbenlik”. Uluslararası Psikanaliz Yıllığı: Toplumsal Acı/Toplumsalın Acısı, M. Tanık Sivri (ed.), N. Taşkıntuna (çev.) İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları. 

Harding, C. (Haz.). (2019). Dissecting the Superego. Moralities under the Psychoanalytic Microscope. Oxon, New York: Routledge.  

Pick, I. B. (1985). “Working through in the countertransference”. The International Journal of Psychoanalysis, 66, 415-422.  

Sedlack, V. (2019). The Psychoanalyst’s Superegos, Ego Ideals, and Blind Spots. The Emotional Development of the Clinician. Oxon, New York: Routledge. 

Melis Tanık Sivri. Psike İstanbul ve Uluslararası Psikanaliz Birliği (IPA) üyesi formasyon psikanalisti ve süpervizörüdür. Psike İstanbul kurucu üyesi ve başkan yardımcısıdır. IPA’ya bağlı Kadınlar ve Psikanaliz Komitesi (COWAP) Avrupa temsilci üyesidir. The International Journal of Psychoanalysis Yıllıkları‘nın baş-editörüdür. Uluslararası Türkçe Psikanaliz Yıllığı’nın 2019-2013 yılları arasında editörlüğünü yapmıştır. Psikanaliz alanında yurtiçi ve yurtdışında yayımlanmış çeviri, kitap bölümü ve makaleleri vardır. Hanna Segal’in Melanie Klein’ın Çalışmasına Giriş (2023) kitabının çevirmenidir. Yayına hazırladığı kitaplar: J-M. Quinodoz’nun Hanna Segal’i Dinlemek (2024); Kadınlar Kadınları Analiz Ediyor (E. Abrevaya ile birlikte, 2021), C. Joannidis’in Tefekkür Yakınlıkları (2013); Psikanalizin ‘Öteki’ Yüzü: Heinz Kohut (Y. Erten ve N. Mitrani ile birlikte, 2004). “Frida Kahlo: Aynadan Tuale Aktarılan Sessiz Çığlık” makalesiyle İstanbul Psikanaliz Derneği tarafından verilen 2011 Psikanaliz Yazıları ödülünü almıştır. 

TOP

PSİKE İstanbul Psikanaliz Kitaplığı bünyesinde yer alan, Türkiye’nin ilk elektronik psikanaliz dergisi olan Psikanalizin Dili dergisi,

Psikanalizi ve uygulamalı psikanalizi teorik ve pratik yönleriyle inceleyen yazılara ve çevirilere yer vermek suretiyle bir düşünce ve tartışma ortamı yaratabilmeyi;

Bir yandan Sigmund Freud, Melanie Klein, Donald W. Winnicott, Wilfred Ruprecht Bion gibi psikanalizin öncü isimlerinin kuramlarını gözden geçiren ve tartışan yazılara yer verirken, bir yandan da çağdaş psikanalizin katkılarına değinerek yeni perspektiflerin gelişebilmesi için alan yaratabilmeyi;

Psikanalizin sinema, edebiyat, felsefe, antropoloji gibi diğer disiplinlerle etkileşimini incelemeyi; sanat eserlerini, yaratıcılık süreçlerini, kültürü psikanalitik kuramın ışığında anlamlandırabilmeyi;

Kitap tanıtımına, söyleşilere yer vermeyi ve psikanaliz yayıncılığıyla ilgili etkinlikleri okuyuculara duyurmayı amaçlıyor.