“Afacan Bir Psikanalistin Düşünceleri: Meraklı Analist ve Hastalar için Küçük Bir Hayatta Kalma Rehberi”[1]: Bir Gözden Geçirme

Yücel Yılmaz *
Geliştirdiği özgün kuramlarla çağdaş psikanalizin önde gelen isimlerinden olan Antonino Ferro’nun genç bir psikanalist olan Luca Nicoli ile söyleşi tarzındaki kitabı, 2023 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından, Zeynep Baransel’in İtalyancadan Türkçeye çevirisiyle yayımlandı. Kitap, “Afacan Bir Psikanalistin Düşünceleri: Meraklı Analist ve Hastalar için Küçük Bir Hayatta Kalma Rehberi” başlığını taşıyor. Luca Nicoli’nin, Antonino Ferro’ya yönelttiği sorular, alanımızdaki en yeni tartışmalara işaret ediyor ve doğrudan çağdaş psikanalizin ufuklarında gezinmemize imkân sağlıyor. Freud’un geçerliliği, Bion’un katkısı, ikisi arasında metapsikolojik düzeydeki kopuş ve süreklilikler, geçiş ve geçişsizlikler, Ferro’nun da kendisine özgü katkılarıyla tartıştığı Bioncu Alan Kuramı gibi konulara kapsamlı bir şekilde değiniliyor. Ferro’nun parlak, yenilikçi, yer yer kışkırtıcı düşünceleri belli konular etrafında okuyucuları da kendi görüşlerini yeniden gözden geçirmeye teşvik edecek şekilde aydınlatıyor, canlandırıyor, içine çekiyor ve akıp giden bir okuma deneyimi sunuyor.
Röportajı yapan Luca Nicoli, samimi bir diyalog içinde okuyucuya Ferro’nun düşüncelerinin derinleştiği dip noktalara kadar eşlik ediyor. Ferro yenilikçi, zeki, esprili ve kışkırtıcı üslubuyla psikanalizin “tozlanmış bir garabet” olarak görülmesine meydan okumaya hevesli duruşunu kitap boyunca bozmuyor. Nicoli söyleşiyi yapan kişi olarak görevini layığıyla yerine getirirken, Ferro’yu kuramını erişilebilir bir şekilde ve sohbet havası içinde açıklamaya teşvik ediyor. Ayrıca Ferro’yu alan kuramına yönelik öne çıkan belirli eleştirileri ve yanlış anlamaları ele alması ve uygun yanıtlar vermesi için hazırlıyor. Kitap boyunca izlendiği üzere, Nicoli ile Ferro arasındaki dinamik aşağı yukarı belirttiğim şekilde ilerliyor, ancak yer yer metnin didaktik amaçlarına bağlı olduğunu düşündüğüm sebeplerle sıkıcı bir okuma deneyimine dönüşüp kopmalara yol açıyor. Yine de bunun seyrek bir durum olduğu, kitabın geneli için geçerli görünmediği söylenebilir.
Çeviri ile ilgili dikkatimi çeken noktaları vurgulayarak devam edersem, öncelikle kitabın başlığından başlamalıyım. Türk Dil Kurumu’na (TDK) göre, “afacan” kelimesinin çocuklar için kullanıldığını, “zeki ve yaramaz” anlamına geldiğini görürüz. “Yaramaz” kelimesinin sözlükteki anlamına baktığımızda da “söz dinlemeyen, uslu durmayan, yasaklanan şeyleri yapmakta ayak direten, haşarı çocuk”olarak belirtildiğini görürüz (TDK, 2023). İtalyanca “irriverente”nin karşılığı olarak Türkçeye “afacan” olarak çevrilen kelimenin İngilizcesi de “irreverent”dir. Türkçede “saygısız, densiz, genel geçer olanı eleştiren, hicivli, tanrıya saygı duymayan” (Tureng, 2023) gibi anlamları bulunmaktadır. Ancak ilginçtir ki İtalyanca orijinal kitabın İngilizce çevirisindeki başlık, hiç bu saygı, hürmet mevzularına girmeden Yeni Analistin Galaksi Rehberi: Çağdaş Psikanaliz Hakkında Güncel Sorular [The New Analyst’s Guide to the Galaxy: Questions About Contemporary Psychoanalysis](Ferro, 2017) olarak belirlenmiştir. Sözcüklerin sözlük anlamlarının biraz ötesine gidersek, “afacan” denince insanın aklına, sınırı zorlayan, sinir bozucu derecede rahatsız edici ama gerçek anlamda yıkıcı olmayan ve belirli bir nüktedanlığa sahip, oyuncu ruhlu bir çocuk gelse de, İtalyanca “irriverente” kelimesinin ve Türkçe “densiz” kelimesinin dinî çağrışımları göz önüne alındığında, Ferro ve Nicoli’nin bir araya gelip Vatikan’a isyan eder gibi psikanalizin ortodoksisine karşı geldiklerini düşünebiliriz. Bu bağlamda “afacan” çevirisi ile oyunculuk, nüktedanlık gibi libidinal anlamların yakalandığını ancak olumsuz anlamların bastırmaya uğradığını düşünebiliriz. Kanımca bastırılan olumsuz anlamı bir nebze yakalayan ve doğru anlamı karşılayan çeviri “densiz” bir psikanalistin düşünceleri: … şeklinde olmalıydı belki de! Çünkü bu yöndeki diyaloglar okuyucuda canlandırıcı etkilerin yanı sıra kanımca yer yer asap bozucu uyarımlara da yol açmaktadır.
Konu klasik psikanalizin yöntemlerine, kavramlarına ve Freudcu duruşun güncelliğini yitirdiğine gelince, hem Ferro hem Nicoli epey iştahla eleştirilerini sıralıyorlar. Söz gelimi, artık aktarım-karşıaktarım kavramlarını bırakıp yolumuza onlarsız devam edebileceğimiz, aktarım nevrozunu bir kenara bırakmanın artık elzem olduğu, olumsuz aktarımın yorumlamasına her zaman gerek olmadığı, psikanaliz enstitülerinde artık Freud okutmanın yersiz olduğu ve ille de okutulacaksa müfredatın yüzde onunu Freud’a ayırmanın yeterli olacağı, bunun da sadece Freud’un vaka öyküleri olması gerektiği gibi savları, afacanlıktan saymanın benim için zor olduğunu söyleyebilirim (Ferro, 2023, s. 25, 42, 61, 68, 80). Bunun yanında, Ferro ve Nicoli arasında diyalogların iyice nüktedanlaştığı yerleri -rüya benzeri düşünceler, hayalleme (reverié) kavramı, “O”daki dönüşümler, karakterlerdeki ve mekânlardaki dönüşümler, duyumların piktogramlara dönüşmesi ve tüm dönüşümlerin süreç içinde izlenmesi, hikâyeleşmesi ve yeni anlatılara dönüşmesi- ayrıca Ferro’nun kendinden önceki kuramcılarından aldığı ve özgün bir biçimde harmanlayarak geliştirdiği “alan” kavramına ilişkin diyalogları izlemek okuyucuya oldukça öğretici ve keyifli bir deneyim sunmaktadır (Ferro, 2023).
Kitapta genç bir analist olan Nicoli ve Ferro (2023) arasındaki dinamiğin getirdiği ve bu yazının sınırları içine sığmayacak kadar çeşitli ve tali diyebileceğim tartışmalar da yer almaktadır; örneğin uygulamalı psikanalizin mümkün olamayacağı iddiası (s. 26). Nicoli’nin günümüz psikanalistinin ekonomik sorunlarını, seans ücretlerini, psikanalizin seans ücreti, sıklığı, seans ücretinin hukukî yönleri gibi pratik meseleleri içeren cüretkâr sorularını, Ferro’nun açıklıkla yanıtlamaya çalıştığı kısımlar oldukça samimi bir okuma deneyimi sunmaktadır.
Nicoli’nin sorularıyla ortaya çıkan dikkate değer ve ilham verici diyaloglar arasında özellikle para ve vergi konularını içeren diyaloglar, kanımca önemli potansiyeller içermektedir. Şöyle ki: Nicoli, “Paranın olduğu yerde, eli mahkûm, dikenli bir konu olan vergiler de var.” diyerek İtalyan psikanaliz camiasında vergi konusunun konuşmasıyla ilgili zorluklara ve konunun açılmasıyla gelen tepkilere değinir (Ferro, 2023, s. 40). Söylediklerine bakılırsa İtalyanların vergi konusunu konuşmaya gösterdiği tahammül sınırlıdır. Psikanalistler Freud’dan bu yana emeklerinin karşılığı olan seans ücretini psikanalitik çerçevenin bir unsuru olarak elden alırlar. Çerçeveye ait bir unsur olarak “para” ruhsallıkta karşılığı olan, içsel yönleriyle ve simgesel anlamlarıyla, yeri geldiğinde analitik çalışmanın odağı olacak şekilde, ruhsallıktaki derin anlamlarıyla birlikte çalışılır ve derinlemesine işlenir. Ama bu elden alınan paranın vergisi psikanalist tarafından ödeniyor mudur? Ne de olsa en nihayetinde dış gerçeklik seviyesinde psikanalistlik de bir meslektir ve psikanalistin vergi ödeme yükümlülüğü nerede başlar, sınırları nelerdir? Ferro’ya göre bir şarküteri ya da berber nasıl kayıtlı bir vergi mükellefi ise bir psikanalist de kayıtlı bir vergi mükellefi olarak vergisini ödemelidir. Analistliği bu anlamda diğer mesleklerden farklı görmeyen Ferro, analistlerin de diğer herkes gibi toplumun iş birliğine katkıda bulunacak şekilde vergi ödemesi gerektiğine inandığını belirtir. Ülkeler arasında vergi sistemin adil olup olmamasına bağlı olarak, berber gibi, psikanalistin de ödeyeceği vergi miktarını kendisini aç bırakmayacak şekilde kendisinin ayarlamasını mantıklı bulduğunu da ekler . Tüm bunlara koşut olarak, kanımca, psikanalistin kayıtlı çalışan bir meslek erbabı olması ve buna bağlı olarak devlete -ki burada devlet hem somut hem de soyut anlamda yasayı temsil eder- vergi ödeme yükümlüğüne sahip olması, ruhsal anlamda “babasal” işleve gönderme yapmaktadır. Ferro, vergi sistemlerindeki adaletsizlikleri vurguladıktan sonra Finlandiya gibi medeniyet seviyesi en üstlerde yer alan ülkelerin vergi sistemlerini tercih edeceğini, orada vergilerin yüksek olduğunu, buna rağmen herkesin vergisini tam ödediğini ve herkesin istediğinde hem de yıllarca tek kuruş ödemeden psikanalize gidebileceğini belirtir. Yani bir anlamda, yasayı koyan ve ilişkileri düzenleyen “devlet baba” sadece alan, isteyen ve sömüren değil, yeri geldiğinde şefkatli yüzünü kucaklayıcı bir şekilde gösteren ve karşılık beklemeden veren bir “baba” olmayı bildiğinde, o “devlet baba”ya vergi ödemenin zul gelmeyeceğini belirtir (Ferro, 2023, s. 40-41).
Ferro (2023), Bion’u, kendisinden önceki psikanaliz kuramından bütün bir kopuş olarak okur; Nicoli’nin Stefano Bolognini’nin 2015’teki IPA (International Psychoanalytic Association) Boston Kongresi’ndeki konuşmasını referans göstererek sorduğu soruyu yanıtlarken de Bioncu metapsikolojiyi Freudcu metapsikolojiden kati suretle bir kopuş olarak ve bu ikisini geçişsiz kategoriler olarak gördüğüne dair düşüncelerini, kendi özgün kuramı üzerinden temellendirir. Ardından günümüzün klinik ve teknik uygulamaları bakımından Freud’un işe yararlığının daha fazla sorgulanması gerektiğini, böylece psikanalizin babası Freud’un sonunda “dede” olabilmesi gerektiğini ileri sürer (Ferro, 2023, s. 11). Bu noktada, önce Stefano Bolognini’nin Boston’daki konuşmasına değinip ardından da yine bir çeviri sorusunu gündeme getireceğim.
Kanımca, aktarımın çözümlenmemiş ülküleştirmeye dayalı bir bileşeni, bazı durumlarda Sigmund Freud’un düşlemsel kişiliğinin “büyükbaba hâline gelmesini” engellemektedir ve kimilerine göre, ondan sonra kimsenin psikanalizin evrimine yeni fikirler ve özgün yaratıcılıklarla kayda değer katkılarda bulunamayacağını düşünerek, genital olmaktan çok fallik olma riski taşıyan, geçmişte, şimdi ve gelecekte kuramsal açıdan tek olmaya dair, imtiyazlı bir hakka sahip olduğunu iddia ediyor gibi görünmektedir. Oysa tersine, katkılarının çoğunun geçerliliğinin şu anda bile kabul edilmemesi, en azından bazı durumlarda, altta yatan bir tür nankörlüğü ortaya koyuyor gibi görünmektedir. (Bolognini, Kişisel iletişim, 2023) [1]
Stefano Bolognini’nin yukarıda yer verdiğim sözlerinden de anlaşılacağı gibi Freud’u “büyükbaba” yapmak onu büsbütün gözden düşmüş ve köşesinde oturan bir “dede” olarak görmekten oldukça farklı gibi geliyor bana. Örneğin, Ferro ve Nicoli, Stefano Bolognini’nin ifadelerinde saklı olan Freud’u “kurucu baba” yapalım, “bilgeliği olan bir büyükbaba” gibi görelim ve öylece yolumuzu ışıtmaya devam etsin demiyorlar. Bu kısımlarda afacanlıkta kantarın topuzunu kaçırdıkları ve rahatsız edici ölçüde ileri gittikleri söylenebilir. Öte yandan elbette çağdaş psikanalizde Freud’u hâlâ bütünüyle tek söz sahibi isim olarak görmek, her söze Freud’dan alıntılarla başlamak, yeni kuram ve kuramcıların katkılarını görmemek, Freud’un söylediklerini geliştirmek yerine onu kutsayıp mumyalamak anlamına gelir ki bu hem psikanalizde yeni görüşlerin filizlenip gelişmesi bakımından ketleyici hem de bizatihi Freud’un kurduğu psikanalizle taban tabana zıt bir tutumdur. Bunun yanında, kitabın Türkçe çevirisinde Stefano Bolognini’nin kullandığı İngilizce “grandfather” kelimesinin “büyükbaba” yerine “dede” olarak çevrilmesinde de Freud’a ve genel olarak Freudcu düşünceye yönelik küçültücü ve alaycı bir tutum sezilmiyor değil. Ayrıca, “dede olmak” da babadan önceki kuşak olarak yaşını başını almış, yaşamda tecrübelerini biriktirmiş, hayatının son döneminde artık daha bütünlüklü ve olgun bir kimlikle kendinden sonraki kuşaklara bilgece yaklaşan ve yol açıcı tutumlarla onlara ilham kaynağı olan “bilge bir figür” olarak hayal edilebilecekken, yazarların tutumu nedeniyle okuyucuya bu şekilde geçmiyor.
Kitapta Ferro’nun özgün katkılarıyla iyice gelişen post-Bioncu Alan Kuramı’na ilişkin vurgularıma geçmeden evvel, genel olarak “alan” kuramına dair bir parça arka plan sunmanın faydalı olacağı görüşündeyim (Sanchez, 2019, s. 90). Roos (2020), Ferro’nun “alan”ını, “dördüncü nesil alan kuramı” olarak tanımlar ve Bion’un bilinçdışı uyanık rüya düşüncesinin anlatıbilim (narratology) ile harmanlandığı post-Bioncu bir alan olduğunu ileri sürer.
İlk kuşak alan kuramcıları Barangerler (1960’lar) analitik durumda, analist ve hastanın zihinlerinin seansın şimdi ve burasında bilinçdışı düşlemi birlikte oluşturdukları ve paylaştıkları dinamik bir alana vurgu yaptıkları “analitik alan” kavramını öne çıkarırlar (Baranger & Baranger, 2009). Barangerler analitik sürecin gelişimini ve ilerlemesini engelleyen kör noktaları, “bastiyon” kavramıyla açıklar ve “direnç” kavramına yönelik klasik anlayışımızı hastadan “analitik çift”e kaydırırlar (Baranger, Baranger & Mom, 1983).
İkinci nesil alan kuramı için Francesco Corrao’nun ismi öne çıkmaktadır. Palermo’da yaşayan Sicilyalı bir analist olan ve Ferro’nun özellikle çok etkilendiği Francesco Corrao, Bion’u İtalya’ya getirip çeviren ilk kişidir (Roos, 2020). Ferro da Bion’a dair ilk okumalarını, Francesco Corrao’nun çevirilerinden yapar ve onunla baştan itibaren derin bir uyum hissettiğini ifade eder. Ferro, Serge Sanchez (2019) ile yaptığı bir röportajda, kendi alan kuramında Barangerlerin katkısına fazlaca önem verildiğini, şüphesiz Barangerlerin yerinin yadsınamayacağını, ama aslında Francesco Corrao’nun düşüncelerinin kendi alan kuramının gelişiminde çok önemli bir yere sahip olduğunu ifade eder. Ferro, anlatıbilim ve Fransız yapısalcı kuramdan etkilenerek ortaya çıkan ikinci nesil alan kuramıyla ilgili olarak, ilhamını Francesco Corrao’dan alan görüşlerini şöyle aktarır: “İki kişi arasında analiz yoktur, her analiz bir grubu içerir. Seansta ortaya çıkan karakterler hasta ve analist tarafından birlikte yaratılır” (Roos, 2020, s. 1). Ferro, Francesco Corrao’nun asıl talihsizliğinin İngilizceye çevrilmemesi olduğunu, bu yüzden tanınmayan biri olarak kaldığını belirtir (Sanchez, 2019, s.89).
Üçüncü nesil alan kuramını, Bion’un alfa işlevi ya da bilinçdışı uyanık rüya kavramlarıyla birleştiren Ferro geliştirir (Roos, 2020). Ferro, ilk kuramsallaştırmalarında, rüya alanın temeli olarak kapsayıcı-kapsanan ve hayalleme (reverié) kavramlarını kullanır. Bunları adeta rüya görmeyi ve düşünmeyi ateşleyerek zihni oluşturan ilkel motorlar gibi tanımlar. Rüya görme sürecinin canlandırılması, zihnin düşsel yetisinin geliştirilmesi ve genişletilmesine dayanan, Ferro’nun terapötik eylem modelidir aynı zamanda. Ferro, Bion’un içerik psikanalizinden süreç ya da dönüşüm psikanalizine köklü bir şekilde geçişini olduğu gibi benimser. Analistin odağı, içerik psikanaliziyle hastanın patolojisini yorumlamaktan, alfa işlevinin gelişmesi ve genişlemesi için öznelliklerarası bir ilişki oluşturma sorumluluğunu üstlenmeye kayar. Barangerlerle birlikte, direnç kavramında odağın hastadan “analitik çifte” kaydığı gibi Ferro’yla da yorumun odağı salt içerikten hastanın “zihnin işleyiş”ine kaymıştır.
Roos’a (2020) göre, dördüncü nesil alan kuramı, Ferro’nun kendi alan kuramını yine kendisinin sağladığı özgün katkılarla geliştirmesiyle ortaya çıkar: Analist ve hasta artık ilişki içindeki iki ayrı kimlik değil, “ilişkisel bir alanda harmanlanarak birbiriyle iç içe geçen ve her seferinde farklılaşan birçok senaryoya hayat veren iki dünyadır.” Dış kimliklerin görece kaybolduğu, iç içe geçmenin ve kaynaşmanın olduğu alanda, dış gerçeklik artık “yas tutmayı” gerektiren bir kayıp unsuruna dönüşmüştür. Analizde dışarısı yoktur ve her iletişim, her içerik, karakter ya da mekân yapısökümüne uğratılabilir (deconstructed), somutluktan arındırılabilir (de-concretized) ve yeniden düşlenebilirdir (redreamed). Ferro’nun alan modeli maksimum simetri ve iş birliğine dayanır. Analist ve hasta her zaman bir ortak inşa (co-construction), bir ortak anlatı (co-narrative) ve bir ortak düşleyebilirlik (co-being-able-to-dream) içindedir (Roos, 2020, s. 3).
Freud’un (1900/1996) rüyalara yönelik olarak kastettiği, bilinçdışına giden “kral yolu” (s. 324), Ferro’nun dördüncü nesil alan kuramıyla birlikte yerini, “bilinçdışı uyanık rüya” kavramına bırakır. Alfa işlevi zihnin solunumudur. Hem hastada hem analistte, sürekli çalışır; böylece tıpkı ciğerlerimizin havayı teneffüs etmesi gibi zihnimize nefes aldırır; çiğ duygusal deneyimleri piktogram dizilerine ve coşkusal durumların, duyguların, düşüncelerin ve karakterlerin dolaşıma girmesine izin veren öykülere dönüştürür.
Roos’a (2020) göre Ferro, analitik alanda serbestçe dolaşıma giren bu öyküleri bilinçdışı uyanık rüya görmenin anlatısal türevleri (the narrative derivative of unconscious waking dreaming) olarak görür (s. 4). Kitaptan, Ferro’nun (2023) verdiği bir örnekle devam edecek olursam: “…artık sevgili alanın karakterlerinden biri oldu. Bu anlayışa göre sevgili, hastanın babası, köpek, tüm bu karakterler alanın içindedir. Hasta alanın dışında kalan bir şeyden söz edecek olursa, örneğin ‘Buenos Airesli kuzenim bir katil!’ derse, alan, Buenos Aires’i ve katili de içine alacak şekilde genişler.” (s. 95). Ferro’ya göre hasta bilinçsizce, “analitik alan içinde anlatıda neyin canlanması gerektiğine bağlı olarak sahneye çağrılan karakterler” aracılığıyla belirli bir anda bir öykü anlatmayı seçer (s. 141)”. Ferro buna “rol dağılımı (casting)” da der (s. 103). Ferro’nun belirttiği anlamda “karakter”in,mutlaka bir karakter olarak belirmesi önemli değildir. Karakter, gerçek ya da tarihsel bir kişi ya da içsel bir nesne değildir; bir kişi, bir mekân, belirsiz bir “şey”, bir vücut parçası ya da duygu olabilir. Burada anlatımı güçlendirmek için Roos’a (2020) başvurup Ferro’nun kuramının bu kısmını anlamayı kolaylaştıracak bazı örneklerinden yararlanabiliriz. “Titreyen bir çocuk”, “denizin üzerinde bir gün batımı” ve “tsunamiye yakalanmış bir tekne” ve benzerlerinin her biri bir “rol dağılımı” (“casting”) içinde düşünülebilir ve bir dizi piktogram, her biri kendi karakter setine sahip farklı olay örgülerine çevrilebilir; her öykü, analitik ilişki (Ferro burada aktarım-karşıaktarımdan söz etmiyor, ama kanımca böyle de duyabiliriz) ya da alanın o anki durumu hakkında bir yorum olarak duyulabilir.
Ferro’ya (2023) göre “analist bu öyküleri nasıl rüyalaştırır ve nasıl rüya anlatısına dönüştürür?” sorusunun yanıtı basittir: Hastanın anlatısının önüne “Bir rüya gördüm, rüyamda …” ifadesini ekleyerek, analist dinleyişini hastanın ruhsal gerçekliğine yöneltebilir ve böylece dış gerçeklik askıya alınarak algı ve dikkat tümüyle iç gerçekliğe çevrilebilir. Bu yaklaşım, teknik olarak belki de Ferro’nun psikanalize en önemli katkısıdır. Ferro bu teknikle tüm analistlere, odağı hastanın bilinçli anlatımlarından zihnin bilinçdışı işleyişine çevirmek için güçlü bir araç sunmaktadır. Böylece hastanın dış gerçeklik olaylarıyla bağlarını zayıflatan analist, hastanın anlatısını yapısökümüne uğratmakta, somutluktan arındırmakta ve yeniden düşlemekte daha da özgürleşmektedir. İçsel olana ve zihinsel temsillere doğru yönlenen bu hareketi Civitarese’nin icat ettiği bilinçdış-lamak sözcüğü ile tanımlar (Ferro, 2023, s. 129). Ferro psikanalizin geleceğinin bu sözcükte olduğunu, “Nasıl bilinçdışladığımız, işte geleceğimiz budur” diyerek ortaya koyar ve şöyle devam eder: “Bence Civitarese kelimeyi çok iyi tanımlıyor. Bilinçdışını inşa etmek ve biçimlendirmek Bion’a ait bir fikir ama Civitarese bu yeni terimi ortaya atarak çalışmamız sırasında tam olarak yapmamız gerekeni tanımlamayı başarmıştır. Kurulan ve kurulmayan iletişimleri bilinçdışlayabilmek. O hâlde bizim amacımız bilinçdışlamak ve düşlemektir ya da düşleme aracılığıyla bilinçdışlamaktır.” (s. 108)
Ferro’nun modelinde ruhsal değişimi yaratan, rüya görmek -uyanıklıkta ya da uykuda- olduğu için, günümüz çağdaş psikanalizinde analistin en önemli terapötik teknik aracı olarak kabul edilen aktarım ve karşıaktarım bu modelde artık merkezî bir konumda değildir. Ferro’nun alan kavramında aktarım-karşıaktarım gibi modası geçmiş formülasyonlara yer yoktur (!). Ferro’nun “alan kuramı”na göre, analistin yapısökümüne uğratma, somutluktan arındırma ve yeniden düşleme işlevi baştaki “casting”e göre başroldeki karakterdedir. Bu durum, Roos’a (2020) göre, rüya görmenin iyice ülküleştirilmesine, böylece deneyimden ve deneyimin getirdiklerinden uzaklaşmaya, dolayısıyla hastanın “deneyiminden öğrenme” olanağının azalmasına sebep olur. Analitik alanda her unsurun rüyalaştırılması, çölün çiçek açmasını sağlayan sudur ya da analistin yönteme olan inancı, düşlemlemeleri, sezgisi, “olumsuz yetisi” ve dilin saklı girintilerini dinleme yetisi çölün çiçek açmasına imkân veren gübrelerdir (Ferro, 2010; Bergstein, 2014; Roos, 2020). Bu, analistin çok değerli yaratma yetisiyle ilgilidir; ancak analistin kuraklık çekmeye, susuz kalmaya, yani rüya görememeye razı olabilmesinin ve hatta gönüllü olabilmesinin belli grup hastalara yarar sağlayan bir duruş olmasına ne demeli?
Ferro’nun, rüya görmeye zihnin tüm bölgelerine erişimi mümkün kılabilen bir işlev yüklemekte olduğu açıktır. Evet, rüya görmek yeterince gelişmemiş ve kırılgan bir alfa işlevini destekleyebilir ve güçlendirebilir. Dolayısıyla zihnin temsil edebilme, simge üretme ve düşünceleri düşünme süreçleri için ateşleyici olup zihnin genişlemesine önemli ölçüde katkı sağlayabilir. Ancak alfa işlevini hiç içselleştirememiş ve bir nebze de olsa annesel hayalleme (reverié) yetisinden mahrum kalmış, nesneden umudunu iyice kesmiş, sonra da “alfabetizasyon”u tümden kapatmış hastalarda alfa işlevini başlatmak için farklı bir operasyon gerekmektedir (Roos, 2020, s. 6). Özellikle nevrotik seviyede olmayan ve giderek analizden yardım isteyen hastalar arasında daha büyük bir çoğunluk oluşturmaya başlayan hastalarda, temsil edilmeyen bilinçdışının bilinmezliği, yansıtmalı özdeşleşim ve hayalleme (reverié) ile erişilemeyecek bir yerdedir. Kişiliğin psikotik kısmının “yalnızca analitik çift tarafından deneyimlenebileceği”ni yazan Bergstein’a (2018) göre, bu kategorideki bir hastayı hayallemek kaybolmuş hissetmeyi, uzun bir süre boyunca çaresizliğe, umutsuzluğa ve zulmedilme kaygılarına maruz kalmayı gerektirmektedir (s. 215). Bu anlayışa göre, ruhsal dönüşümü teşvik eden, analistin, bu zor duygularla bezeli karanlığın içinden hastayla birlikte geçme isteğidir. Bu gönüllülük içinde temsil edilmemiş alanlar bir temsile kavuşabilir, düşünülmemiş düşünceler düşüneniyle buluşabilir, “adsız dehşetler” bir isme ve biçime kavuşabilir (Bion, 2017, s. 143).
Bitirirken belirtmem gerekirse, belli ki Ferro kendi karakterine uyan bir kuram ve teknik geliştirmiş, bunu olağanüstü bir oyunculuk ve rüyalaştırma yeteneğiyle, işler bir teknik olarak psikanalizin hizmetine sunabilmiştir. Ferro’nun uygulamalarında bu metapsikoloji ve tekniğin terapötik eyleme yol açtığına şüphe yoktur. Yazıyı sonlandırırken yine Roos’a kulak verip onun tespitleriyle sonlandırmanın yerinde olacağı düşüncesindeyim. Didier Anzieu (2016), “bebeğin zihnini ve canlılığını çevreleyen ve onu uyandıran annenin sesini bebek için bir ‘ses banyosu’”na benzetir (s. 183). Karen Roos da (2020) Didier Anzieu’nun “ses banyosu” deyiminden ödünç alarak Ferro’nun dönüştürücü çalışmasının kalbinin, hastaya sunduğu “rüya banyosu” olup olmadığını sorar.
Anzieu, D. (2016). Skin Ego: A New Translation by Naomi Segal. London: Karnac.
Baranger, M., Baranger, W. & Mom, J. (1983). Process and Non-Process in Analytic Work. International Journal of Psychoanalysis, (64):1-15.
Baranger, M. ve Baranger, W. (2009). Dinamik Bir Alan Olarak Analitik Durum. International Journal of Psychoanalysis Turkish Annual, (1):151-187
Bergstein, A. (2014). Duraklamayı Aşmak: Hayalleme, Rüyalaştırma, Karşı-rüyalaştırma. International Journal of Psychoanalysis Turkish Annual, (6):153-186.
Bergstein, A. (2018). “The Psychotic Part of the Personality: Bion’s Expeditions into Unmapped Mental Life.” Journal of the American Psychoanalytic Association, 66 (2): 193–220.
Bion, W. R. (2017) Tereddütlü Düşünceler. (Çev. Nilüfer Erdem) 2017. İstanbul: Metis Yayınları. (1967).
Ferro, A. (2010). Psikanalitik Alanda Rüyalaştırmada ve Kişilerdeki Dönüşümler. International Journal of Psychoanalysis Turkish Annual, (2): 43-65.
Ferro, A. (2023). Afacan Bir Psikanalistin Düşünceleri. (Çev. Zeynep Baransel) İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. (2017).
Freud, S. (1996). Düşlerin Yorumu. çev. E. Kapkın. İstanbul: Payel Yayınları. (1900).
Roos, K. (2020). The new analyst’s guide to the galaxy: questions about contemporary psychoanalysis. The International Journal of Psychoanalysis, 101 (4): 849-853.
Sanchez, S. (2019). Antonino Ferro’yla Röportaj. Benedetta d’Intino Comunicare. (İtalyanca orijinalinden Fransızca tercümesiyle karşılaştırarak Türkçeye çevirenler G. Hatipoğlu ve L. Kayaalp). Çocuk Psikanalizi Yıllığı 2020, Ebeveynlerle psikanalitik çalışma. İstanbul: Sfenks Kitap: 2020.
TDK. (2023). https://sozluk.gov.tr.
Tureng. (2023). https://tureng.com/tr/turkce-ingilizce/irreverent.
[1] Bu kısım, Stefano Bolognini’nin 2015 yılında Boston’da gerçekleştirilen “2015: Değişen Dünyada Psikanaliz” başlıklı IPA konferansında yaptığı açılış konuşmasından yazar tarafından çevrilmiştir.
* Yücel Yılmaz. Psikiyatr. Psikanalist Adayı. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu. Erenköy Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde psikiyatri ihtisasını tamamladı. Uluslararası Psikanaliz Birliği (IPA)’ne bağlı psikanaliz formasyon eğitimini Psike İstanbul’da sürdürmektedir. Özel muayenehanesinde serbest çalışmaktadır.
Bir yanıt yazın