Günlük arşivler: 18 Ekim 2020

Çift ve Üçüncü

Jean Auguste Dominique Ingres, Oedipus and the Sphinx, 1808

Çift ve Üçüncü: Sunuş

Psikanalizin Dili dergisinin açılışını “Eros ve Thanatos” temasıyla yapmış, Freud’un yaşam dürtüsü-ölüm dürtüsü düalizmini çağdaş kuramcıların katkıları doğrultusunda tartışmıştık. İkinci sayının konusu ise “Günümüzün Narsisizmi”ydi. Narsisizme dair Freud ve Freud sonrası görüşlerin ele alındığı dosyada, narsisist bireyin dinamikleriyle birlikte, narsisizmin grup süreçlerindeki tezahürleri aydınlatılmaya çalışılmıştı.

Üçüncü sayı ise “Çift ve Üçüncü” teması ile okuyucuyla buluşuyor. Oidipus durumu çocuğu üçüncüyle karşılaşmaya sevk eder ve üçüncülük işlevi bireyin ruhsallığında kurucu ve örgütleyici bir rol üstlenir. Günümüzde Oidipus karmaşası kavramının genişlediği düşünüldüğünde çağdaş yaklaşımlar doğrultusunda gözden geçirilmesi anlamlı olabilir ve verimli bir tartışma ortamı oluşturabilir.

“Çift Nesnesi” isimli çalışmasında René Roussillon, üçüncülük işleviyle karşılaşmanın bir sonucu olarak Oidipal krizin biçimleri ve esasları üzerinde duruyor; Oidipus’tan çıkmadığımızı ya da Oidipus’un çözülerek erimediğini, fakat Oidipal krizin sonuçlarının düzenlenmesi suretiyle ruhsallığın örgütlendiğinin altını çiziyor. Buna karşın, üçüncülük işlevinin örgütlenmesindeki bir başarısızlık durumunda “karşı” örgütlenmenin oluşacağını, Oidipus’un deforme olmuş biçimi olan ve psikotik yapılanmaya karşılık gelen “Anti-Oidipus”un gelişebileceğini vurguluyor. Roussillon ayrıca çiftin varlığında yalnız olma deneyimi yaşayan çocuğun bir yandan çiftle ilişkisini sürdürürken bir yandan da çiftten dışlanma deneyimi yaşamasının önemini irdeliyor.

Çift Nesnesi

René Roussillon

Giriş

“Ödip” olarak adlandırdığımız şey hakkında öne sürdüğüm düşünceleri sizlere tanıtmak için bu mesele üzerindeki diyalogu aşındıran ve önemli sayıda yanlış anlaşılmanın kökeninde yer alan terminolojik soruları anımsayarak başlamayı  gerekli görüyorum.  

60’lı yıllarda Fransız Psikanalizi’nin kimi teorisyenleri “narsisizmi” ve “narsisistik” durumları (instances narcissiques) dürtüsel hayatla karşılaştırmak için bireyselleştirmeyi önerdiklerinde, psikanalitik vulgatada[1] ya da günlük teatide önceden edinilmiş olan alışkanlık, pregenital ile o sırada “preödipal” olarak adlandırılanın, dürtüsel organizasyon ile içerisinde yayıldığı ilişkisel matris sorununun karıştırılarak üst üste binmesi idi. Freud’da dahi küçük bir izini gördüğümüz bu kavramsal bükülme, bütün bir dizi teorik bükülmenin (ve hatta “fallik” pregenital üvey anneye karşıt “iyi ödipal annelerin” ortaya çıktığını görebildik) temelindedir ki bunların ne klinik ne de teorik tartışmaları aydınlatmaya katkıda bulunduğundan emin değilim. Psikanalitik dünyada ve daha da geniş bakarsak, kendilerini “klinik psikanalitiğin” dünyasında gören klinik uzmanların dünyasında, hiç kimse kavramların doğru kullanımı konusunda yasa koyucu değildir ve ancak müşterek tartışma ile düşünceyi ilerletmekle yetinebiliriz.  

Şahsen, klinik olduğu kadar teorik olan konumumun, mevcut düşüncemde geliştirmeyi arzu ettiğim şeyin ön koşulları olan bir dizi ayrımla netleştiğini düşünüyorum.