Günlük arşivler: 19 Nisan 2019

Günümüzün Narsisizmi

John William Waterhouse

Günümüzün Narsisizmi: Sunuş

Narkissos mitinin değişik versiyonları olduğu bilinmektedir. Ovidius’un Metamorphoseis’inde geçen en çok bilinen versiyonuna göre Narkissos, tanrı Kephisos ile nympha Liriope’nin oğludur. Narkissos doğduğunda anne babası kâhin Teiresias’a danışırlar. Teiresias onlara çocuğun kendi yüzüne bakmaması koşuluyla çok ileri yaşa kadar yaşayacağını söyler. Gençlik çağında Narkissos’a birçok genç kız ve nympha âşık olur. Fakat Narkissos onları görmez bile, onların ilgisine karşı duyarsızdır.

Bir orman nympha’sı olan Ekho ise çok konuştuğu için tanrıça Iuno tarafından cezalandırılmıştır; Ekho sözlerini serbestçe dile getiremez, ancak başkalarının sözlerinin son sözcüklerini tekrarlayabilmektedir.

Bir gün Ekho da Narkissos’un çekimine kapılır ve ona âşık olur; fakat Narkissos’un tavrı öncekilerden farksızdır. Narkissos kendisinin sözlerini tekrarlayan Ekho karşısında irkilir ve onun talebini kabul etmez. Bunun üzerine Ekho çok üzülür, reddedilmiş ve küçük düşmüş hisseder; inzivaya çekilir, zayıflar ve yankılanan bir ses (eko) olarak kalır. Narkissos’un hor gördüğü kızlar tanrılardan öçlerinin alınmasını isterler. İntikam tanrıçası Nemesis Narkissos’u cezalandırmaya karar verir. Bir av sonrasında Narkissos susuzluğunu gidermek için bir pınara eğilir ve suda kendi yüzünün yansımasını görür. Narkissos bu güzel yüze bir anda âşık olur, ona bakakalır. Narkissos sudaki yansımasının kendisine ait olduğunun farkında değildir.  Bu andan itibaren de gözü dünyada başka bir şey görmez olur ve kendi suretine bakarken orada öylece ölür. Narkissos’un olduğu yerde bir çiçek oluşur; Narkissos, bir çiçeğe (nergise) dönüşmüştür.

Okumaya devam et Günümüzün Narsisizmi

Narsisistik-Kimliksel Travma ve Aktarımı

Réne Roussillon

Narsisistik-Kimliksel Travma ve Aktarımı[1]

Réne Roussillon

Başlıkta öne sürdüğüm meseleyi ele almadan evvel, daha doğrusu bu konuyu “iyi” bir konumda ele alabilmek için iki ön koşulun önceden ele alınmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.

İlki, “sınır hâllerin” veya “narsisistik” aktarımların özgüllüğü konusunun üstü kapalı şekilde barındırdığı tanı konusunu içerir. Herhangi bir aktarımsal konfigürasyonun analiz edilmesi, tarihselliği düzenleyici konuma yerleştiren bir perspektife yer açılması için her tür “yapısal” perspektifin askıya alınmasını içerir. Bu bakış açısıyla, analizde “sınır hâl” birey yoktur, yalnızca yaşanmış geçmişin simgeleştirilmesi çalışmasındaki bazı zorlukların kökeninde birkaç tarihsel konjonktürle karşılaşmış ve bu sebeple de angaje olan bazı dürtüsel, narsisistik veya nesnesel kimi meselelerin öznel sahiplenilmesinde bazı zorluklarla karşılaşmış olan bir birey vardır. Geçmişten sahiplenilmemiş olan şey sebebiyle acı çekeriz, ister “nevrotik”, “psikotik” veya “sınır hâlde” olalım, geçmişin bu kesitlerini simgeleştirerek ve bunları öznel örgütlenmenin dokusu ile bütünleştirerek “iyileşiriz.” “Anılara dalma” sebebiyle acı çeker, hatırlayarak iyileşiriz; tarihsel veya geçmiş ilişkisel konjonktürlerin ruhsallık içinde sabitlenmiş ve kistleşmiş olan özelliklerini yeniden oynayabileceğimizi, başka şekilde tekrar edebileceğimizi hatırlayarak.

Okumaya devam et Narsisistik-Kimliksel Travma ve Aktarımı

Cumhuriyet’in İlk Yıllarına Psikanalitik Bir Bakış: Çağın Ruhundan Eserlere Yansıyan

 

halide edip

Cumhuriyet’in İlk Yıllarına Psikanalitik Bir Bakış: Çağın Ruhundan Eserlere Yansıyan

Nilüfer Erdem – Yavuz Erten

Toplumsal, kültürel, siyasi ve tarihsel olgular her zaman psikanalizin araştırma konuları arasında yer almıştır. Bu tür çalışmalara bilindiği gibi “uygulamalı psikanaliz” adı verilmektedir. Bölgemizde yaşanan savaş, ülkemizi de içine alan terör olayları, göçler ve mültecilerin sorunları son yıllarda psikanalistlerin yoğun olarak üzerine eğildiği konular arasına girdi. Son birkaç yıldır kayıp, şiddet ve travmanın çeşitli boyutlarının Psike İstanbul’un yıllık sempozyum dizisi Psikanalitik Bakışlar sempozyumlarının içeriğine damgasını vurmasını bunun bir kanıtı olarak görebiliriz. Bu çalışmaların katkısıyla ve toplumdaki değişimlerin bizlerde geçmişe dair uyandırdığı merakın etkisiyle 2017’de Psike İstanbul bünyesinde “Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Psikodinamiklerini Dönem Romanları Aracılığıyla Düşünmek” isimli bir Çalışma Grubu başlattık. Böylece bireysel olarak ilgilendiğimiz ve derinleşmek istediğimiz bir konuyu grup içinde sistemli olarak ele alma olanağı bulduk. Aralık 2018’de “İç Dünya – Dış Gerçeklik” temalı Psikanalitik Bakışlar 12’de bir panelle bu Çalışma Grubunun ortak çalışmasını sunduk. Panelde sunulan metinler ayda bir gerçekleştirdiğimiz toplantılarda, okuduğumuz romanlar, biyografiler ve tarihi belgeler üzerine yürüttüğümüz tartışmalar sonucunda ortaya çıktı.[1]

Bu çalışmada amacımız, içinde bulunduğumuz dönemin toplumsal dinamiklerini Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve sonrasında etkili olan süreçlere bakarak psikanalitik bir anlayışla değerlendirmek ve anlamlandırmaktı. Çalışmaya ilk başladığımızda her ay bir yazarın romanlarını ele alacağımızı ve bu şekilde her bir dönemi aşağı yukarı birkaç ay içinde gözden geçireceğimizi düşünüyorduk. Oysa okumaya ve tartışmaya başlayınca ortaya bambaşka bir tablo çıktı. Dönem olarak kısaca İkinci Meşrutiyet’e odaklanmayı, daha sonra Cumhuriyet’in kuruluşu ve ondan sonraki yıllara doğru ilerlemeyi düşünüyorduk. İlk yazarımız da Halide Edib Adıvar’dı. Fakat tarihsel olarak 2. Meşrutiyet’in ilanı, 31 Mart Vakası ve İttihat ve Terakki dönemi bizi tahminlerimizin ötesinde meraklandırdı ve sonuçta hemen hemen yalnızca bahsi geçen bu dönemler üzerine çalıştık. Edebiyatçılardan ise okumalarımızı Halide Edib Adıvar ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun eserleriyle sınırladık. Aslında sınırladık demek doğru bir ifade değil çünkü daha ziyade bu iki yazarın eserlerinin ve biyografilerinin çok geniş dünyasına dalıp orada derinleşmeyi, bu yazarların tadını çıkarmayı tercih ettik.

Okumaya devam et Cumhuriyet’in İlk Yıllarına Psikanalitik Bir Bakış: Çağın Ruhundan Eserlere Yansıyan

Bireyden Grup Süreçlerine Narsisistik Spektrum

Rene Magritte

 

Bireyden Grup Süreçlerine Narsisistik Spektrum 

Özden Terbaş

Narsisizm meselesine dair bazı sorularla başlamak uygun olabilir: Narsisizm nedir? Narsisizm sağlıklı mıdır, yoksa hastalıklı mı? Narsisistik bir spektrumdan söz edebilir miyiz? Narsisizmden çıkış mümkün müdür, nasıl? Narsisizme dair kavrayışımız grup süreçlerini anlamamıza katkıda bulunabilir mi?

“Narsisizm” terimi pek çok kavramı içermesi bakımından çeşitlilik arz eder. Narsisizmin sağlıklı ve hastalıklı boyutları vardır; kuramsal ve klinik açıdan da geniş bir yelpazeye yayılım gösterir. Narsisizm üzerine bu sınırlı çalışmada önce narsisizm teriminin semantik açıdan açılımına yer verilecek, normal ve patolojik narsisizm boyutları irdelenecek, patolojik yelpaze açımlanarak bireysel psikoloji ve kitle psikolojisi üzerindeki tezahürlerine değinilecek ve bazı kuramsal katkılar gözden geçirilecektir.

Freud narsisizme dair görüşlerini Narsisizm Üzerine: Bir Giriş (1914) adlı çalışmasında ortaya koyar. Freud bu dönemde “aktarım nevrozları” adını verdiği histeri ve obsesif nevroz vakalarının analizinden elde ettiği sonuçlarla ilgileniyordu. Bu doğrultuda ortaya koyduğu libido kuramını şöyle açıklar: “Libidonun, biri benliğe özgü diğeri nesneye bağlanacak şekilde farklılaşması cinsel dürtülerle benlik dürtülerini ayırt eden kökensel varsayıma kaçınılmaz olarak bağlı bir sonuçtur” (Freud, 1914, s. 76). Freud’a göre narsisizm, “kendini koruma dürtüsünün bencilliğinin libidinal bir tamamlayıcısı, her canlı varlığa haklı olarak bir ölçüde atfedilebilecek bir özellik olarak karşımıza çıkar” (s. 72).

Okumaya devam et Bireyden Grup Süreçlerine Narsisistik Spektrum