Aylık arşivler: Temmuz 2018

Eros // X Thanatos

Eros // X Thanatos Yazı Dizisi 1. Sayı

Eros // X Thanatos: Sunuş 

Psikanalizin Dili dergisinin ilk sayısını Freud’un ikinci dürtü kuramında öne sürdüğü yaşam dürtüsü (Eros) ve ölüm dürtüsü (Thanatos) kavramlarına ayırdık. İçinde yaşam sürmeye çalıştığımız dış dünya savaşlarla sarsılmaya ve insanlık için bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. Doğanın ve diğer canlıların da yıkımdan etkilendiği bir atmosfer gezegenimizi istila etmiş durumda. İçinde bulunduğumuz tehlikenin farkında mıyız? Pablo Picasso Guernica adlı tablosuyla tehlikenin boyutlarını anlatmak ve insanlığı uyarmak istemişti. İnsanın toplumsal düzeydeki yıkıcılığının sosyolojik, tarihsel, siyasi ve ekonomik açıdan tekrar tekrar tahlil edilmesi gerektiği açık. Fakat aynı zamanda insanlığın bugünü ve geleceği güvenli bir şekilde inşa edebilmesi için gerekli olan dönüşümü gerçekleştirilebilmesi de zorunlu görünüyor.

Dış dünyada oldukça yıkıcı ve tahripkâr olabilen insanın içsel gerçekliği için ne söylenebilir? İnsanın diğer insana ve kendine yönelik yıkıcılığının ruhsal kaynakları nelerdir? İnsanın yaşamdan, canlılıktan yana olan tarafına karşın ölümden, inorganik olandan, yıkımdan yana olan güçlerinden söz edebilir miyiz? Bu sorunsalı “Eros // X Thanatos” temasıyla psikanalitik açıdan incelemeye çalışacağız. “//” simgesi, yaşam dürtüsü ile ölüm dürtüsü arasındaki paralelliğe ve sürekliliğe işaret ederken “X” simgesi her iki dürtü arasındaki karşıtlığı ve çatışmayı vurguluyor.

Yaşam tüm renkliliği ve çeşitliliği ile sürüp giderken bir gün ansızın ölüm çıkagelir! Solomos’un dizeleriyle, “Hayat tatlıdır ve kapkaradır ölüm.” Psikanalizin Dili dergisinin ilk sayısını hazırlamaya çalıştığımız süreçte iki değerli insanı yitirmenin derin üzüntüsü ve kederi içindeyiz! Onur Saltuk Dönmez’i ve İskender Savaşır’ı sevgi ve özlemle anıyoruz!..

Özden Terbaş

Psikanalizin Dili Dergisi Editörü

Sol Memenin Altındaki – Hakan Kızıltan

SOL MEMENİN ALTINDAKİ

Eros ve Thanatos Üzerine Notlar

Hakan Kızıltan 

Kararmasın yeter ki
Sol memenin altındaki cevahir
Nâzım Hikmet

KARANLIK ZAMANLAR

1930 Eylül’ünde Almanya’da Nazi partisi Reichstag seçimlerinden ezici bir zaferle çıktı. Adolf Hitler’e ve partisine iktidar yolunu açan bu zafer, çıplak kötülüğün yıllarca sürecek kanlı saltanatının belki de ilk habercisiydi. 7 Aralık 1930 tarihinde Arnold Zweig’e yazdığı mektupta Sigmund Freud geleceğe dair karamsarlığını gizleme gereği duymayacaktı: “Karanlık zamanlara yaklaşıyoruz. Geç yaşımın kayıtsızlığı sayesinde belki bunun için endişe duymam gereksiz ancak yedi torunuma acımaktan kendimi alıkoyamıyorum” (Quinodoz, 2006, s. 236).

Yaklaşık bir yıl önce yayımlandığında büyük bir ilgiyle karşılanan ve kısa bir süre içinde birçok dile çevrilen Uygarlığın Huzursuzluğu kitabı tüm karamsar tonuna rağmen umut dolu bir sonla bitiyordu oysa. “İnsanlığın kaderini belirleyecek olan asıl soru, uygarlığın, birlikte yaşamayı tehdit eden yıkıcı dürtülerden kaynaklanan saldırılarla baş edip edemeyeceğidir” diyordu (Freud, 1999, s. 98). İçinde bulunulan tarihsel döneme dikkat çekiyor, doğal güçler karşısında elde edilen hâkimiyetin marifetiyle, insanların birbirini tümden ortadan kaldırmalarının işten bile olmadığını vurguluyordu. Ancak Eros ve Ölüm (ya da yaşam dürtüleri ile ölüm dürtüleri) arasındaki ezeli ve ebedi savaşta, Eros’un rakibi karşısında kendi üstünlüğünü gösterebileceğini umut edebileceğimizi söylüyordu her şeye rağmen (Freud, 1930). Hitler’in iktidarı ele geçirmesinden sonra, Freud, kitabın 1931 tarihli baskısında bitişe şu final cümlesini ekleme ihtiyacı hissetti: “Ama zaferi ve sonucu kim önceden kestirebilir ki?”.

Okumaya devam et Sol Memenin Altındaki – Hakan Kızıltan

Oidipus, Psikanaliz ve Türkiye’de Psikanaliz – Bella Habip

Oidipus, Psikanaliz ve Türkiye’de Psikanaliz

Bella Habip

Atölyenin tartışma konusu uyarınca, psikanalizin özel bir kültürel ve coğrafi bağlama aktarılmasının sorun ve güçlükleri çerçevesinde Oidipus konusunu ele almaya karar verdim. Benim de içinde bulunduğum bu bağlamda, Türkiye’de on ila on beş yıl önce ortaya çıkan psikanaliz faaliyeti son beş yıldır IPA himayesinde Çalışma Grubu olarak kurumsallaştı. Türkiye’de psikanalizin kurumsallaşmasının böylesine gecikmiş olmasına rağmen psikanaliz metinlerinin daha 1920’lerden itibaren yayınlanmaya başladığını gözlemliyoruz: Freud’un ilk çevirileri, bu metinler üzerine yorum yapan psikiyatristlerin, toplumbilimcilerin ve edebiyatçıların deneme ve raporları. Bütün bunlar örgütsüz ve dağınık bir biçimde yapılmıştı.

Bu atölyenin tartışma konusunun sunuşunda, Milagros Cid “psikanaliz kurumlarında güçlü kardeşlik ve ebeveyn-evlat bağları eşliğinde düşüncenin gelişimini sık sık köstekleyen, aktarımsal gerilimlerle derinden etkilenen psikanaliz kültürünün kuşaklar arası evrimi ve psikanalizin iletimi üzerine bir tefekkür” yapmamızı öneriyor. Bu saptamaya psikanaliz kültürünün kuşaklar arası evriminin, geldiği ülkeyi kuşatan kültüre, bu kültürün Yasa ile, Tarih ile, Yabancı ile ilişkilerini nasıl yönettiğine, özellikle de bu kültürün başta Oidipus karmaşası olmak üzere psikanaliz metinlerini yorumlama biçimine kuvvetle bağlı olduğu fikrini eklemek isterim. Antropologların Oidipus karmaşasını nasıl anlayıp yorumladıklarının genel olarak psikanalizi ne şekilde anladıklarına çok iyi bir örnek olduğu fikrini öne süren Éric Smadja’nın (2010) “Psikanaliz ile Antropoloji Arasındaki Tartışmanın Billurlaştırıcısı olarak Oidipus Karmaşası” makalesine gönderme yaparak, Oidipus karmaşasının bir kültür içinde anlaşılıp yorumlanmasının, o kültürde psikanalizin nasıl anlaşılıp yorumlandığını çok iyi örneklediğini söyleyeceğim.

Okumaya devam et Oidipus, Psikanaliz ve Türkiye’de Psikanaliz – Bella Habip